Baro başkanımızın TBB 34. Genel Kurulundaki konuşması

 

Sayın Divan,

 

Değerli Baro Başkanları, birlik delegesi arkadaşlarım ve çok saygıdeğer meslektaşlarım;

 

Hepinizi Diyarbakır Barosu adına saygı ve sevgi ile selamlıyorum.  

 

Hak, adalet, hukukun üstünlüğü, insan hakları, eşitlik ve özgürlük gibi olmazsa olmaz kavramların hayatımızın her alanından çekildiği ve hukuk devletinin belki de en önemli değeri olan hukuk güveliğinin ciddi anlamda zedelendiği zorlu bir süreçten geçerken Birliğimizin 34. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirmekteyiz. Bu kürsüden avukatların yaşamını kolaylaştırmak için çözüm önerilerimi sunmak, avukatların mesleki faaliyetlerinin daha iyi koşullarda sürdürülmesine dair görüşlerimi bildirmek ve bütün bunları kapsayacak şekilde mesleğimizin temel sorunlarını dile getirmek isterdim. Ancak ülkenin içinde bulunduğu iklim ne yazık ki buna müsaade etmemektedir.

 

Geçen zaman içerisinde sivil siyasete ve parlamenter sisteme yönelik bir darbe teşebbüsü gerçekleşti. Tavrımız, bu darbe teşebbüsüne karşı ne olursa olsun sivil siyasetin yanında yer almak oldu. Özellikle belirtmek isteriz ki başta Kürt meselesi olmak üzere diğer siyasal sorun alanlarının çözümsüzlüğü ve yarattığı kaos ortamı, demokratik gelişimi engellemekte ve darbelere zemin sunmaktadır. Darbe teşebbüsü içerisinde yer alan kişi veya kişilere karşı hukuk çerçevesinde gerekli yargısal süreçlerin yürütülmesi ve benzer girişimlerin bir daha yaşanmaması için demokratik sistemin güçlendirilmesi gerekirken, darbe girişiminden hemen sonra ilan edilen OHAL ve çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamuda toplu ihraçlar yaşanmış, basın yayın kuruluşları ile dernek ve vakıflar kapatılmış, belediyelere kayyım atanmış, seçilmiş belediye başkanları cezaevine gönderilmiş, HDP Eş Genel Başkanları başta olmak üzere aynı partiye mensup milletvekilleri ve her düzeyde parti yöneticileri tutuklanmıştır.

 

OHAL ile birlikte başlayan ve KHK'ler ile devam eden süreç, darbe teşebbüsünde bulunanlara karşı mücadelenin ötesine geçmiş, demokratik düzeni ortadan kaldırıcı, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı ve toplumun muhalif kesimlerini sindirme ve baskılama yönünde uygulamalara dönüşmüştür. Demokratik bir toplumda, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında sayılan eylem ve etkinlikler yasaklanmakta, herhangi bir şiddet eyleminde, dolaylı da olsa yer almamış siyasetçi, seçilmiş kişi ve aktivistler tutuklu olarak yargılanmakta, ağır ve adaletsiz cezalarla cezalandırılmaktadırlar.

 

Hak arama özgürlüğünden, hukuk güvenliğine, hakimlik teminatından, savunma ve adil yargılanma hakkına yönelik sınırlandırma ve uygulamalar büyük bir sorun olarak karşımızda durmakta iken son süreçle birlikte bu sorun alanları, büyüyerek baş edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Savunma makamını temsil eden avukatların bu anlamda yaşadıkları sorun alanları kendilerini de aşan toplumsal bir boyuta ulaşmıştır. Avukatlar; hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının, hukuk devletinin ve demokrasinin en temel güvencesidir. Bireylerin rahatlıkla avukata ulaşamadığı, avukatın da tam bir bağımsızlık ve özgürlük içinde ve etkili şekilde mesleğini yürüterek yargılama faaliyetine katılamadığı bir toplumda, adil yargılama hakkından söz edilemez.

 

Değerli meslektaşlarım,

 

Diyarbakır Barosu Başkanı olarak belirtmek isterim ki;

 

2013 yılında başlatılan çözüm süreci toplumda Kürt Meselesinin çözümüne yönelik büyük bir beklenti ve umut yaratmışken, 2015 yılında yeniden başlayan çatışmalı süreç ile birlikte Kürt Meselesi yeniden şiddet sarmalına itilmiş, meselenin çözümü yeniden güvenlikçi politikalarla ele alınmaya başlanılmıştır. Bir asırdan uzun bir süredir devam eden Kürt Meselesinin güvenlikçi politikalar ile çözülemeyeceği tarihsel bir vakıa olarak hepimizin malumudur.

 

2015 temmuz ayından itibaren başlayan çatışmalı süreç ile hukuki dayanaktan yoksun olarak bir yılı aşkın sürelerle ilan edilen ve bazı yerleşim birimleri için hala uygulanan Sokağa Çıkma Yasakları esnasında başta yaşam hakkı olmak üzere; Temel Hak ve Özgürlüklerin tamamı ihlal edilmiştir. Halihazırda uygulanan OHAL rejimi 2015 Temmuzundan beri Kürt illerinde zaten fiili olarak uygulanmaktaydı. Sokağa Çıkma Yasakları ile birlikte insanlar evlerine hapsedilmiş, sokak ortasında günlerce cenazeler bekletilmiş, 90'lı yılları aratmayacak şekilde on birlerce Kürt vatandaşımız yerinden edilmiş, kent merkezleri yaşanılamaz hale gelmiş, tarihi kültürel miras yok edilmiş ve şehirlerin dokusu tamamen tahrip edilmiştir. OHAL’in tüm ülkede resmi olarak ilan edilmesinden sonraki süreçte keyfi ve hukuksuz uygulamaların arttığına hep beraber şahit olmaktayız. Diyarbakır Newroz’unda katledilen Kemal KURKUT, Silopi'de en güvende oldukları yer olan evlerinde, uyurken polis panzeri tarafından ezilerek katledilen Muhammed ve Furkan adlı çocuklarımız yaşam hakkını bile hiçe sayan bu keyfi ve hukuksuz uygulamalara sadece birer örnektir.

 

Değerli meslektaşlarım,

 

Şüphesiz ki, genel kurulumuz görüş ve eleştirilerimizi sunabileceğimiz en önemli yerdir. Belirttiğim tüm bu süreçler olanca ağırlığı ile yaşanırken başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere biz baroların yaşananlara ilişkin tutumu ve bu sorunlar karşısında durdukları yeri konuşmak ve tartışmak son derece önemlidir. Barolar Birliğinin ve Baroların hukuka, adalete, insan haklarına ve demokrasiye dayanmak suretiyle haksızlığa uğrayan tüm mazlumların yanında durması ve birlikte mücadele etmesi gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir. Zulüm ve zulmedene karşı ortaklaştırılamayan her ses ve tavır bütünlükten yoksun olacaktır. Gelinen aşamada Birliğin ve Baroların bu temel ilkeleri gerçekleştirdiğini söylemek ise ne yazık ki mümkün değildir.

 

Otorite ve güç odaklarınca kendisine dokunulmadığı sürece herkesin sessiz kaldığı, herkesin kendi sorununu öncelediği, bir diğerini görmezden geldiği ve ötekileştirdiği, sorunların ve sorun alanlarının ortaklaştırılamadığı, dönemsel, konjoktürel ve ideolojik bakış açılarıyla hareket edildiği bir gerçektir. Önümüzde devasa bir şekilde duran sorunların aşılmamasının en büyük sebebi bu gerçeğin altında yatmaktadır. Diyarbakır Barosu olarak ülke gündeminde yer alan bütün sorunlara ilişkin duyarlılığımızı geçmişten bugüne her platformda dile getirdik ve getirmeye devam edeceğiz. Ancak ülke genelinde müşterek meselelerimizde ortaklaşılamaması, bazı sorunlara karşı kör, sağır ve dilsiz olunması izahtan vareste bir şekilde karşımızda durmaktadır. Özellikle bölgemizde ağır çatışmalar yaşanırken, şehirler yıkılırken, insanlar yerinden yurdundan edilirken, işkence tezgahlarından geçirilirken, yargısız infazlar ve cinayetler yaşanırken maalesef bu duyarsızlık tekraren acı bir şekilde hatırlanmıştır.

 

Diyarbakır Barosu, her zaman için demokrasi, hukuk, adalet, barış, eşitlik ve özgürlük kavramlarının hemen yanında soluklanmıştır. Diyarbakır Barosunun istisnasız her başkanı bu kürsüden değindiğimiz bu hususları dile getirmiş, ancak buna rağmen bu sorunlara karşı duyarlılık sağlanamamıştır.

             

Ne yazık ki Türkiye Barolar Birliği kuruluşundan bu yana Kürt meselesi, temel insan hakları, Türkiye’nin demokratikleşmesi, insan hakları ihlalleri konusunda gerekli aktif tutumu alamamıştır. Bugün otoritenin, iktidarın ve diğer güç odaklarının baskıcı yönüyle toplumun tüm kesimleri karşı karşıya kalmaktadır. Diyarbakır Barosu hukukun üstünlüğünün sağlandığı, barış, adalet ve eşitlik temelinde demokrasinin içselleştirildiği bir ülke inancını korumakta ve beraber mücadele etme kararlılığındadır.

 

Değerli meslektaşlarım,

 

            28 Kasım 2015 tarihinde katledilen değerli baro başkanımız Tahir ELÇİ’yi bu vesile ile tekrar sevgi ve minnetle anıyor, soruşturma dosyasının aydınlatılması, faillerinin ve arkasındaki karanlık odakların ortaya çıkarılması için tüm barolarımızı ve Türkiye Barolar Birliğini daha etkin bir şekilde destek sunmaya davet ediyorum.

 

Umuyorum ki bu genel kurulla beraber Türkiye Barolar Birliği umut ettiğimiz şekilde tutum alacaktır. Bu konuda Diyarbakır Barosu olarak katkı sunmaya hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek isteriz.

 

Hepinizi Diyarbakır Barosu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.