Basına ve Kamuoyuna,

Basına ve Kamuoyuna,

 

Suriye'de yedi yıl önce başlayan iç savaşta   şimdiye kadar 500 bini aşkın kişi hayatını kaybetmiş, 6,5 milyon insan evlerini terk etmek zorunda kalarak açlık ve sefaletle karşı karşıya kalmıştır. Böyle bir tabloda Suriye 'de  çözüm adına uluslararası kurumlar tarafından yeterli çaba gösterilmemiş ve sonuç alıcı adımlar ne yazık ki atılmamıştır. Bu çözümsüzlük doğal olarak en çok Suriye halklarını ve Suriye'ye  komşu ülkeleri etkilemiştir.

Suriye'deki iç savaştan ve devam eden çözümsüzlükten gerek Jeopolitik konumu ve gerekse toplumsal yapısıyla en çok  Türkiye etkilenmektedir. Diğer taraftan Suriye'deki iç savaş ve sorunlara ilişkin Türkiye'nin yürüttüğü/yürüteceği politikalar da Türkiye'nin uluslararası ilişkilerini etkilediği kadar iç siyasetine  ve toplumsal yaşamına da etki etmektedir/edecektir. 

Uzun bir zamandır ülke gündeminde olan Afrin’e yönelik askeri müdahale/operasyon, yetkililerin bu yönlü  açıklamalarının   ardından, Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı yazılı bilgilendirme/duyuru  ile 20 Ocak 2018 tarihi itibariyle başlamıştır. 

Suriye’de son yedi yıldır, Türkiye’de ise son üç yıldır yaşananlar birlikte  değerlendirildiğinde  çözümün, barışı ve diyaloğu önceleyen politikalarla  mümkün olacağı kanaatindeyiz. Bu çerçevede Ortadoğu Halklarının barış içerisinde ve bir arada yaşayacakları bir zeminin oluşmasını sağlayacak adımların atılması gerektiğine inanmaktayız. 

Afrin'e  başlatılan müdahaleye yönelik yaratacağı sonuçlar itibariyle bazı kişi ve kurumlarca duyulan kaygıların, şiddet ve şiddet çağrısı içermeyecek nitelikte  dillendirilmesinin soruşturmalara ve gözaltı işlemine konu edilmesini bir hukuk örgütü olarak endişeyle karşılamaktayız. 

Bu kapsamda  Türk Tabipler Birliği Konsey Üyelerinin söz konusu operasyona yönelik yaptıkları basın duyurusundan sonra kendilerine yönelik sosyal medyada başlatılan linç kampanyası, soruşturma ve akabinde yapılan gözaltı işlemlerinin demokratik bir toplumda kabul etmek mümkün değildir. 

Anayasa'nın 25. ve 26. maddeleri ile  taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde düzenlenen  ifade özgürlüğü temel bir insan hakkıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir çok kararında belirtildiği üzere ifade özgürlüğü, yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için şok edici veya sarsıcı bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bu itibarla çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir ki; ifade özgürlüğü olmaksızın demokratik toplumdan söz etmek mümkün değildir. Bu sebeple Diyarbakır Barosu olarak demokratik toplumun gereği olan ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri kabul etmemekteyiz. 

Gelinen aşamada toplumsal barış ve birliktelik açısından tüm siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin  görüş ve önerileri dikkate alınarak topumda oluşan kutuplaşmanın önüne geçecek, sorunların çözümüne yönelik yapıcı adımlarların atılması elzemdir. 

Bu amaçla Diyarbakır Barosu olarak tarihi ve toplumsal sorumluluğumuzun gereğiyle, sorunlarımızın çözümüne katkı sunacak bir sürecin başlatılması için gerekli desteği sunmaya hazır olduğumuzu kamuoyuyla saygıyla paylaşıyoruz. 

Diyarbakır Barosu Başkanlığı