Dil hakkının kullanımına yönelik yasakçı girişimler kabul edilemez
DİL HAKKININ KULLANIMINA YÖNELİK YASAKÇI GİRİŞİMLER KABUL EDİLEMEZ
Son günlerde, baroların Kürtçe basın açıklaması yapmasının Anayasa’nın 3. maddesine aykırı olduğu ve kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olmaları nedeniyle Türkçe dışında bir dilde açıklama yapamayacakları yönünde görüşler kamuoyuna yansımıştır.
Diyarbakır Barosu olarak, söz konusu iddialar karşısında baroların hukuki statüsünü, kanundan kaynaklanan görevlerini ve dil haklarına ilişkin anayasal ve uluslararası güvenceleri kamuoyuna hatırlatma gereği duyuyoruz.
Barolar, Anayasa’nın 135. maddesi kapsamında kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olmakla birlikte kendilerine özgü hukuki statüleri ve mesleki özerklikleri bulunan kuruluşlardır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi avukatlığı kamu hizmeti ve serbest bir meslek olarak tanımlamakta; avukatın yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiğini düzenlemektedir.
Aynı Kanun’un 76. maddesi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmayı ve korumayı baroların temel görevleri arasında saymaktadır. Kanun’un 95. maddesi de baro yönetim kurullarına bu doğrultuda görevler yüklemektedir. Dolayısıyla insan haklarını savunmak, barolar açısından tercihe bağlı bir faaliyet değil, kanundan kaynaklanan bir yükümlülüktür.
Baroların hak ihlallerine ilişkin açıklama yapması, toplumu hukuki konularda bilgilendirmesi ve farklı dil topluluklarına kendi dillerinde ulaşması, kanundan kaynaklanan görevlerinin yerine getirilmesine hizmet etmektedir.
Bu çerçevede; Kürtçe yapılan bir basın açıklamasının yalnızca kullanılan dil gerekçe gösterilerek hiçbir nesnel, maddi ve hukuki dayanak oluşturulmadan mantık ve bilim dışı bir bahane ile Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasında bulunmak, baroların insan haklarını koruma sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 3. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece resmî dilinin Türkçe olduğunu düzenlemektedir. Anayasa’nın 3. maddesi, Türkçe dışındaki dillerin kamusal alanda kullanılmasını veya baroların farklı dillerde açıklama yapmasını yasaklayan bir hüküm içermemektedir. Maddenin değiştirilemez hükümler arasında yer alması da düzenlemediği bir yasağa hukuki dayanak olarak değerlendirilemez.
Devletin resmî dili ile bireylerin ve ülke içinde yaşayan halkların kendilerini ifade ederken kullandıkları dil, birbirinden farklı olabilir ki neredeyse tüm devletlerde bu durum yaşanmaktadır. Bir dilin kamusal alanda kullanılması, başka bir dilin hukuki statüsünü ortadan kaldırmadığı gibi anayasal düzene aykırılık olarak da değerlendirilemez. Özellikle devleti var eden kimliklere ait dillerin devletin tüm organlarında ve kurumlarda kullanılabilir olmasına ilişkin meşruyet, doğaldır ve kendiliğinden var olan bir durumdur. 2026 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, Kürt edebiyatının önemli isimlerinden şair ve düşünür Ehmedê Xanî’ye "Vefa Ödülü" verilmiştir. Kürtçenin ve Kürt edebiyatının kültürel mirasının bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsilen Cumhurbaşkanlığı tarafından ülkeye dair aidiyetlik kapsamında değerlendirilmesi elbette anlamlıdır.
Hukuka ve Anayasaya göre kanunen yasaklanmayan her fiil ve ifade yasaldır, meşrudur.
Hukukun üstünlüğünü savunmak anayasal ve yasal düzenlemelerin temel hak ve özgürlükleri koruyacak biçimde yorumlanmasını gerektirir. Bu kapsamda Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve özgürlükler ancak kanunla, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabileceğini düzenlemektedir. Aksine bir tutum özgürlüğü dar, istisnayı geniş yorumlamak olur. Böyle bir yaklaşım, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti ilkesi, 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi ve 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğüyle de bağdaşmamaktadır.
Nitekim 2001 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliğiyle, Anayasa’nın 26. maddesinde düşüncelerin açıklanmasında kanunla yasaklanmış dillerin kullanılmasını engelleyen hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik, düşünce ve ifade özgürlüğünün dil bakımından genişletilmesi yönündeki pratiğin teoriye yansıtılması bakımından önemli bir hukuki adımdır.
Kürtçe, Türkiye’de kamu kurumlarının çeşitli faaliyetlerinde hâlihazırda kullanılmaktadır. Bir kamu yayıncısı olan TRT, uzun yıllardır TRT Kurdî aracılığıyla Kürtçe yayın yapmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda, Yaşayan Diller ve Lehçeler dersi kapsamında Kürtçenin Kurmancî ve Zazakî lehçeleri seçmeli olarak okutulabilmektedir. Ayrıca çeşitli devlet üniversitelerinde Kürt dili ve edebiyatına ilişkin akademik programlar bulunmaktadır. Yine Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından birçok Kürt müellifin Kürtçe eserleri basılmış ve yayınlanmıştır.
Kürtçenin tarihsel olarak çeşitli yasaklama ve sınırlamalara maruz kaldığı, günümüzde de anadilde eğitim ve kamu hizmetlerine erişim başta olmak üzere dil hakları alanında önemli sorunların devam ettiği bilinmektedir. Mevcut uygulamaların dil hakları bakımından yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte, kamu kurumlarının çeşitli faaliyetlerinde Kürtçenin kullanılabildiği bir hukuki ve toplumsal ortamda, bireylerin, kurumların toplulukların ve halkın idari ve yargısal alanda olmak üzere her kapsamda doğrudan vekilliğini yürüten avukatların örgütlü yapısı olan baroların Kürtçe basın açıklaması yapmasının Anayasaya aykırı olduğu iddiası hukuken de maddi dayanakları olmaması nedeniyle de kabul edilemez bir yaklaşımdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almakta; 14. maddesi ise Sözleşme kapsamındaki haklardan yararlanmada dil temelinde ayrımcılığı yasaklamaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 19. maddesi ifade özgürlüğünü, 27. maddesi ise dilsel azınlıklara da mensup kişilerin kendi dillerini kullanma hakkını korumaktadır.
Birleşmiş Milletler tarafından 1990 yılında kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel İlkeler’in (Havana İlkeleri) 23. maddesi, avukatların ifade özgürlüğünü ve hukuk, adaletin işleyişi ile insan haklarının korunmasına ilişkin kamusal tartışmalara katılma haklarını vurgulamaktadır. Aynı metnin 24. maddesi ise avukatların bağımsız meslek örgütleri kurma ve bu örgütlere katılma haklarına ilişkin ilkeleri ortaya koymaktadır.
Diyarbakır Barosu olarak bir kez daha vurguluyoruz:
Bir baronun Kürtçe basın açıklaması yapması, Anayasa'nın 3. maddesinin ihlali değildir. Baroların Kürtçe açıklama yapması ve toplumu kendi dilinde bilgilendirmesi, insan haklarını savunma ve koruma yönündeki kanuni görevleri kapsamında değerlendirilmesi gereken meşru bir faaliyettir.
Baroların Kürtçe Dilinde paylaşım yapamayacaklarını iddia etmek, ülkenin asli kurucu halklarından biri olan Kürtlerin dilinin eski Türkiye özlemi içinde olanlar tarafından bir bütün olarak yasaklanması çabasına delalettir.
Hukukun görevi dilleri susturmak değil, hak ve özgürlükleri güvence altına almaktır.
DİYARBAKIR BAROSU

